BAŞKAN’DAN

Son yıllarda yapılan nüfus araştırmalarının verileri, bize Türkiye nüfusunun yaklaşık 5’te 1’inin 15-24 yaş grubundaki gençlerden oluştuğunu göstermektedir. Bu oran, birçok ülkenin toplam nüfusuna denk düşmektedir. Yine istatistikler ülkemizde son iki yılda üniversite okuyan genç sayısının 5 milyonu geçtiğini gösteriyor. Dolayısıyla Türkiye, genç nüfusu oldukça kalabalık bir ülke görünümündedir. Sahip olduğu genç nüfus bir yandan Türkiye’ye ayrıcalıklı bir konum sağlarken diğer yandan toplumsal-ekonomik kaynaklar üzerinde önemli etkiler bırakmaktadır. Açıkçası, Türkiye’nin umudu olarak ifade edilen genç nüfus aynı zamanda ciddi toplumsal sorunların kaynağı haline de dönüşme riskini taşımaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin kapsamlı bir gençlik politikasına ihtiyaç duyduğu açıktır. Bu nüfus yapısı bir yandan geleceğe umutla bakmayı sağlarken diğer yandan önemli toplumsal sorunları beraberinde getirmektedir. Kimi çevreler hızla artan genç nüfusun ekonomik istikrarı ve refahı artıracağını savunurken kimileri ise mevcut nüfus yapısının ciddi sosyal sorunlara yol açacağını ifade etmektedir.

Küreselleşmenin hız kazanması sürecinde iletişim ve bilgisayar teknolojileri ekonomik, siyasal ve kültürel alanların dönüşmesinde önemli işlevler üstlendi. İnternetin yeni bir kültürel mekân, gerçeklik, özgürlük alanı ve ekonomik bir pazar olarak ortaya çıkması, küresel değerlerin, kültürel formların, kimliklerin, alışkanlıkların hızlı bir şekilde dolaşıma sokulmasını sağladı. Gençler, yenilik arayışları, özgürlük istekleri, gizleyebildikleri kimlikleriyle kendilerini ifade ettikleri ve toplumsal baskılardan uzak herhangi bir sorumluluk taşımak zorunda olmadıkları kimlikleriyle yeni aidiyet alanlarını internet üzerinde gerçekleştirme imkânı buldular. Ancak, internetin sunmuş olduğu kültürel formlar ve kimliklerin gençleri özgürleştirme potansiyelini taşımaktan ziyade, gayri ahlakî ve gittikçe homojenleşen bir kültüre eklemlediğini söyleyebiliriz.

Gençlik bir toplumun geleceği anlamına gelmektedir. Popüler tüketim kültürünün gençler üzerindeki etkisinin yaşam alanlarını tek tipleştirdiği ve ortak bir küresel tüketim ideolojisinin paydası altında topladığı gerçeği günümüzde gençlik çalışmalarının üzerine gitmesi ve tartışması gerekli en önemli sorun alanlarından birini teşkil etmektedir. Popüler kültür insanı nesneleştirmektedir. Nesne haline gelen insan dinî ve manevi ihtiyaç ve ödevlerini ertelemekte ya da yapmamakta; düşünceyi, anlamayı, eleştiriyi, yorumu ve buna dayalı entelektüel üretimi önemsememektedir. Bu sorunlarla başedebilmek açısından; Türkiye’de gençliğin, tüketim kültürünün, tektipleştirici, hegemonik etkisine karşı dinî, ilmî ve millî birikime sahip bireyler olarak eğitilmeleri gereklidir. Bu da öğrencilerin şuur ve irade kazanacakları, bedenî ihtiyaçlarının yanında ruhî ihtiyaçlarının da olduğunun hatırlatıldığı ortamlarda gerçekleştirilebilir.

Gençler ahlakî değer bunalımı yaşıyor. Günümüzde ahlaki değerlerin, ilkelerin tamamen erozyona uğradığı bir karakter ve değer bunalımının var olduğunu görüyoruz. Gençler toplumumuzun aynası, yani onları bu toplumdan ayrı bir dünyada yaşayan varlıklar olarak görmemek gerekiyor. Dolayısıyla üniversite gençliğinin sorunları dediğimiz zaman, aslında bir ölçüde o toplumun sorunlarını da yansıtmış oluyoruz.

ALİ CAN

 HÜNER DERNEĞİ 

YÖNETİM KURULU BAŞKANI